<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7921231136499969733</id><updated>2011-07-08T17:36:05.792+03:00</updated><title type='text'>Ben, Düşünürken!</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hayalingucu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>JeepeRs</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05041152300076372201</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_UIfoHmwmFiM/S1jeYdAwzuI/AAAAAAAAADg/iddcnCdXp5c/S220/Hnd+166.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>5</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7921231136499969733.post-4582887490761867969</id><published>2010-02-05T16:51:00.004+02:00</published><updated>2010-02-06T22:37:29.955+02:00</updated><title type='text'>Labirentte</title><content type='html'>&lt;style&gt;&lt;!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:Wingdings; panose-1:5 0 0 0 0 0 0 0 0 0; mso-font-charset:2; mso-generic-font-family:auto; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:0 268435456 0 0 -2147483648 0;}@font-face {font-family:"Cambria Math"; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:1; mso-generic-font-family:roman; mso-font-format:other; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;}@font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-520092929 1073786111 9 0 415 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; margin-top:0cm; margin-right:0cm; margin-bottom:10.0pt; margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-language:EN-US;}.MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:10.0pt; mso-ansi-font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:10.0pt; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-hansi-font-family:Calibri;}@page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;}div.Section1 {page:Section1;} /* List Definitions */ @list l0 {mso-list-id:1467967564; mso-list-type:hybrid; mso-list-template-ids:772688372 695121030 69140483 69140485 69140481 69140483 69140485 69140481 69140483 69140485;}@list l0:level1 {mso-level-start-at:0; mso-level-number-format:bullet; mso-level-text:-; mso-level-tab-stop:none; mso-level-number-position:left; text-indent:-18.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-fareast-font-family:Calibri;}@list l1 {mso-list-id:1995134077; mso-list-type:hybrid; mso-list-template-ids:-926246512 1605013036 69140483 69140485 69140481 69140483 69140485 69140481 69140483 69140485;}@list l1:level1 {mso-level-start-at:0; mso-level-number-format:bullet; mso-level-text:-; mso-level-tab-stop:none; mso-level-number-position:left; text-indent:-18.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-fareast-font-family:Calibri;}ol {margin-bottom:0cm;}ul {margin-bottom:0cm;}--&gt;&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Burada kapana kısılmış gibi hissediyorum. Duvarlar üzerime geliyor beni öldürmek istermiş gibi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Artık zaman kavramını yitirdim. İntihar fikri her zaman aklımdaydı ancak şimdi burada, ürkütücü duvarlar beni yok etmek için beklerken, bu lanet labirentin içinde canımı kurtarmaktan başka bir şey düşünmüyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Neden buraya geldim? Uzak bir anı oldu beni bu korkunç gezegene sürükleyen nedenler. Ne zaman unuttum bir zamanlalar şimdi küçümsediğim insanlardan biri olduğumu? Ne farkım var onlardan artık? Ben de ölümden korkuyorum. Düşünmek bile acı veriyor. İmhar tapınağında, benim insanlardan bile düşük bir varlık olduğumu, ölümden, evrendeki her şeyden daha fazla korktuğumu iddia ettiklerinde, o anki deliliğimin içinde bine yakın yoldaşı kopartmıştım.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Haklılardı. Ben, elementlere hükmedebilen ben, insanların düşünceleriyle oyuncak gibi oynayabilen ben, ölümü bile alt etmiş olan ben, şimdi her daim küçümsediğim insanlardan bile acınacak durumdaydım. Korktuğum ölmek değildi aslında. Bu labirentten korkuyordum ben. Bu unutulmuş yerde çürüyüp gitmekti beni deli eden.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sivri çıkıntıları olan duvarların yüksekliği yüz ile iki yüz metre arasında değişiyordu. Labirentin çıkışını görmek amacıyla gerçekleştirdiğim birkaç tırmanış, nasıl bir kâbusun içinde olduğumu daha iyi anlamamı sağlamaktan başka bir işe yaramamıştı. Labirent gözümün önünde dört bir yana uzanıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sakin olmalıyım. Uzun süredir bunu tekrarlıyordum kendi kendime. Epey zaman önce üzerinde yaşayan tüm insanları koparttığım dünyanın, seçimler sonucu oluşmuş çocuklarından birinde olduğumu varsayıyordum.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hafızam sünger gibiydi. Geçmişi gayet net hatırlıyordum. Burada uyandığım andan sonrasını da hatırlıyordum ancak ne zaman buraya nasıl geldiğimi düşüneyim, başıma korkunç bir ağrı saplanıyordu. Bir şey olmuştu, çok önemli bir şey. Nicedir bedenimin uyarıları yüzünden acı çekmemiştim. Şu anda da çekmiyor olmam gerekirdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Geçmişi yoklamayı bırakıp önüme baktım. Korkumu bir nebze de olsa bastırmıştım. Çevremdeki yaşamlara yoğunlaştım. Belki hayvanlardan yardım isteyebilirdim. Ve ikinci şoku yaşadım. Dokunabileceğim zihin yoktu. Hiçbir canlı yoktu. Etrafımda görebildiğim yegâne şeyler; taş, toprak ve ölümdü. Bu labirent ölümdü. Son canlısı uzun yıllar önce göçüp gitmiş olsa bile, bu dünyada hayata veda edebilecek hiçbir şey kalmamış olsa bile, ölümü hissedebiliyordum. Kulağıma fısıldıyordu. O her yerdeydi. Bu evrende yalnızdım.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Eğer devamlı olarak bir yöne doğru gitsem, eninde sonunda labirentten kurtulmam gerekirdi. Sonsuza kadar sürüyor değildi ya bu kahrolası duvarlar. Kuzeye doğru yürümeye başladım. Bazen duvarlar önümü kesse de, ben bir yolunu bulup kuzeye doğru gitmeyi sürdürdüm.&amp;nbsp; Pusulaya ihtiyaç duymadan, dünyanın manyetik alanını hissederek yön bulamasam muhtemelen bu cehennemden kurtulamazdım.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Saatler saatleri kovaladı. Uçsuz bucaksız labirentin içinde yürümeye devam ettim. Sanki yerimde sayıyor gibiydim. Ne kadar ilerlersem ilerleyeyim hep aynı yerde gibiydim. Ben kendimi ne kadar büyük görsem de, bu labirentim içinde çocuk gibi kalmıştım. Bastırdığım korkum, yüzeye çıkmak için çatlak arıyordu irademde. Ve onu gördüm…&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Beyaz bir cüppesi vardı. Havada süzülüyor ve çevresine kendinden emin bakışlar atıyordu. Yanına gitmemi bekliyor gibiydim. Ona yaklaştıkça ne kadar küçük ne kadar aciz olduğumun farkına varıyordum. O, yüz binlerce gezegene ısı ve ışık sağlayabilecek bir yıldızsa, ben de o gezegenlerin en önemsizinde yaşadığının farkında bile olmayan bir sinektim. Ne muhteşem biriydi o, ne kadar da bilgeydi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yavaş yavaş, ona doğru yaklaşıyordum. Her adımda hayranlığım artıyordu. O bu kadar muhteşem iken ben ne kadar da acınasıydım. Yanına geldiğimde bana döndü ve: &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size-adjust: none; font-size: 7pt; font-stretch: normal; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Labirentimi nasıl buldun?” dedi.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Dilim yoktu sanki, bir okyanus dolusu su içsem bile konuşamazdım. Suskunluğum karşısında gülümsedi. Babacan bir tavırla devam etti.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size-adjust: none; font-size: 7pt; font-stretch: normal; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Zamanı anlamalısın azizim. Büyümelisin artık. Hala sınırlarından bihabersin. Gücünün binde birini kullansan çoktan buradan kurtulmuş olurdun.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sesinde öfke yoktu, aksine beni seviyor olduğu izlenimine kapıldım. Cevap vermek istedim ama konuşmayı unutmuş gibiydim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 36pt; text-indent: -18pt;"&gt;-&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size-adjust: none; font-size: 7pt; font-stretch: normal; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; line-height: normal;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Madem cevap vermek istemiyorsun o zaman kulaklarını aç da iyi dinle. Seni buraya kendini anlaman, gücünün farkına varabilmen için getirdim. İdrak ettiğin bambaşka bir şeydi. Acizliğin. Buraya seni kurtarmaya gelmedim. Eğer gücünü anlayamazsan son gördüğün şey bu labirent olacak. Şunu unutma, eğer zamanı anlayamazsan yok olup gitmeye mahkûmsun. Gücünü bil azizim, zaman üzerindeki gücünü keşfet.”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ve kayboldu. Sanki hiç burada değilmiş de ben serap görmüşüm gibiydi. Ama artık anlıyordum. Burada ölmeyecektim.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Son olarak o korkunç labirentten kurtulduğumdan bu yana uzun zaman geçti. O günü bile zor anımsıyorum artık. Ancak bir şeyden eminim, o gün ilk ve son kez karşılaştım onunla. Yani kendimle…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7921231136499969733-4582887490761867969?l=hayalingucu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayalingucu.blogspot.com/feeds/4582887490761867969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/2010/02/labirantte.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default/4582887490761867969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default/4582887490761867969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/2010/02/labirantte.html' title='Labirentte'/><author><name>JeepeRs</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05041152300076372201</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_UIfoHmwmFiM/S1jeYdAwzuI/AAAAAAAAADg/iddcnCdXp5c/S220/Hnd+166.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7921231136499969733.post-3503921711745158102</id><published>2010-01-14T03:26:00.000+02:00</published><updated>2010-01-14T03:26:39.233+02:00</updated><title type='text'>Savaşın Yan Etkileri</title><content type='html'>Yakıcı güneşin, her dakika etkisini daha da artırdığını görmezden gelebilseydim, bir savaşın tam ortasında olduğum gerçeğini unutmam bir nebze daha kolay olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, lanet bir savaşın ortasındaydım ve hangi tarafın haklı olduğu umrumda değildi. Zaten savaşları oldum olası sevemedim. Binlerce insan, birbirinin boğazına gözü dönmüşcesine saldıran, leş gibi ter kokan binlerce insan. Akan kan yüzünden çamur olmuş, yürüdükçe yılan derisi gibi esneyen toprak. Çığlıklar, ahh kulaklarım olduğunu unutmak, bu kadar iyi duyamıyor olmak isterdim. Lanet insanlar, madem savaşmaya bu kadar niyetlisiniz, iş ölmeye gelince de çenenizi kapalı tutun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört gün oldu sanırsam, uyandığımdan beri dört gün. Savaşın, kanın, terin, çığlıkların, çevreye yayılmış insan parçalarının, iğrenç bir kokunun etkisiyle yıllar gibi gelen dört gün. Bir dahaki sefere uyanacağım evreni dikkatle seçmeliyim diyorum kendime, daha önce de defalarca kez dediğim gibi. 17AF7CKL8932M evreninin genel gelişmişlik seviyesinin biraz altında olduğuna dair doğduğum evrendeki süper bilgisayarımın beni defalarca kez uyardığını düşünmemeye çalıştım. Birazmış. Bu insanlar resmen ilkel. Gün geçtikçe artan pişmanlığım, daha burada geçirmem gereken 381 yılı düşündükçe sinir krizine girmeme seviyeye yükseliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elementler üzerindeki kontrolümü geliştirmem gerektiği doğruydu elbet. Bir kaç yüzyıl öncesinde sadece çevremdeki cisimleri haraket ettirebildiğim düşünüldüğünde, şu anki durumum bile şaşkınlık vericiydi. Ama lanet süper bilgisayarım, elementleri kontrol etmek için, beynimin kapasitesinin çok azını kullandığımı ve potansiyelimi gerçekleştirmek için daha çok pratik yapmaya ihtiyacım olduğuna karar vermişti. Devreleri yanasıca makina. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PA726 evreninde, ilk oluşan bir milyardan biri olduğu varsayılır, dokuzyüz yıl boyunca insan zihninin derinlikleri üzerinde çalışmıştım. Yani, çevremdeki insanların düşüncelerini duymak, onların benim ne düşündüğümü anlamalarını sağlamak, istediğim şeyleri düşünmelerini sağlamak gibi şeyler. Birden fazla zihne aynı anda bağlanmak ise en çok sevdiğim şeydi. Sanki ben çobanmışım onlar da koyunlarımmış gibi. Daha sonraları bağlandığım zihinleri, sadece istediğim gibi yönderdirmenin yanı sıra, acı veya zevk ile eğitebileceğimi ve kopartabileceğimi keşfettim. Kopartmak derken, beynin vücut üzerindeki kontrolünü kesmekten bahsediyorum. Bu da o bedenlerin ölümüne neden oluyordu doğal olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PA726'dan ayrılmadan önce yaptığım şey için hala kendimi affedemedim. O insanlar bu yazgıyı hak etmiyorlardı. Sonsuz evrenler içindeki dünyalarda yaşayan hiç bir insanoğlu öyle bir muameleyi hak etmiyor. Ama sınırlarımı öğrenmem gerekiyordu. Önce, o zavallı insanlara bağlandım. En başta yakın çevremdeki yedi bin seksen üç kişiyi zihnimde hissettim. Sandığımdan daha kolay oluyor gibiydi. Sonra bağlanmaya devam ettim. Yüz binler, milyonlar, milyarlar. Üç saat kadar sonra, o dünyada yaşayan on milyar üç milyon iki yüz kırk bin altı yüz elli iki kişiye bağlamıştım. Hepsini sanki yanımdalarmış gibi hissedebiliyordum. Onlara istediğim herşeyi yaptırabilirdim. Ben ne yaptım? Hepsini koparttım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve değişikliği farkettim. Dünya daha önce hiç karşılaşmadığım bir sessizliğe büründü. Duymaya başladım ardından, önce bir kaç tanesi söylüyor gibiydi sanki, zamanla diğerleri de katıldı ağıt yakan hayvanlara. O vakit, aklım başıma geldi, ne yaptığımın farkına vardım. Onlara tekrar bağlanmayı, yeniden canlanmalarını istedim. Ama ben her ne kadar insanlara göre özel biri olsam da tanrı değildim. Kalbim yanmaya başladı sanki demirden bir kozmuşcasına. O acıyı hiç bir zaman unutmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayvanlara ağıta devam ederken, bülbül başladı şarkısına, o an içimde bir yanardağ patladı sanki. Bir ses bu kadar saf, bu kadar içten, bu kadar duru olabilir miydi? Orada ne kadar durdum bilmiyorum, çevremde saçılmış insan cesetleri arasında, öldürdüğüm insanlar arasında. Ağladım, dönüştüğüm şey için göz yaşı döktüm. Defalarca kez düşünmeme rağmen hep yapmamak için bir sebep bulduğum şeyi yaptım. İntihar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimi koparttım. Canım yandı ama kalbim köz gibiyken hissetmedim dahi. Olduğum şey ölmeme mani oldu. Oturmaya devam ettim, göz yaşlarım içime aktı, bülbülün sesi kanıma karıştı. Ve duyulabilecek hiç bir ses kalmadığında, ben değişmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bir savaşın ortasındayım. Dört gündür bu savaşın ortasındayım. On bin kadar insan var savaş meydanında, hepsine bağlığım, hepsini hissedebiliyorum. Onları şu an, bu pişmanlığım içinde kopartmıyorsam tek sebebi var; o bülbülü tekrar duymak istemiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7921231136499969733-3503921711745158102?l=hayalingucu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayalingucu.blogspot.com/feeds/3503921711745158102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/2010/01/savasn-yan-etkileri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default/3503921711745158102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default/3503921711745158102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/2010/01/savasn-yan-etkileri.html' title='Savaşın Yan Etkileri'/><author><name>JeepeRs</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05041152300076372201</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_UIfoHmwmFiM/S1jeYdAwzuI/AAAAAAAAADg/iddcnCdXp5c/S220/Hnd+166.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7921231136499969733.post-3705019872085934681</id><published>2010-01-11T17:40:00.000+02:00</published><updated>2010-01-11T17:40:09.998+02:00</updated><title type='text'>Sonsuz yaşam</title><content type='html'>- Kaç yaşındasınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On bin yedi yüz seksen beş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DNA üzerine yapılan çalışmalar kuşkusuz, hepimizin dikkatini çekiyor. Günümüzde bir çok canlının genetiğiyle oynanmış durumda. Henüz insan üzerinde denemeler yapılmıyor tabii ki. Ya da yapılıyor da bizim mi haberimiz yok?&lt;br /&gt;Yıllarca bu konu hakkında düşündüm. Uzun ömrüm boyunca, insan genetiği hakkında olası evrenlerin çok azında bilinen sırları öğrendim. Ve bu öğrendiklerimi kendi üzerimde uyguladım. Kartallarınki kadar keskin gözler, yarasaları bile kıskandıracak kadar iyi duyan kulaklar, köpeklerin sahip olduğu gibi mükemmel bir koku alma kabiliyeti. Sonsuz yaşam, beynin tamamını kontrol edebilme, hızlı hücre yenilenmesi gibi&amp;nbsp; tüylerinizi ürpertecek özelliklere sahibim.&lt;br /&gt;Yalnız her ne kadar kendi üzerimde bir çok deney yapmış olsam da, son saydıklarımı benim eserim değil. Zaten kim ölümsüz olmak ister ki? Sevdiklerin ölürken, bildiğin alıştığın dünya değişirken yaşamak zorunda olmak. Tamam kabul ediyorum, zorunda değildim belki ama sıradan bir yaşam sürmeyi isterdim normal insanlar gibi.&lt;br /&gt;Neden intihar etmedim, bunu defalarca kez sordum kendime. Şu an bile düşünmüyor değilim, yaşamıma son verip bu lanet yaşamdan kurtulmayı. Arkadaş yok, güvenebileceğin kimse yok, eş yok, dost yok, çoluk çocuk yok, çocuk sahibi olma şansı yok. &lt;br /&gt;Sıradan bir insan gibi düşünüyor olsaydım, sıradan bir insanın beynine sahip olsaydım, yukarıda saydığım sebeplerden biri bile intihar etmem için yeterli olurdu ama değilim. Ben farklıyım. 25 kromozom çiftim var bir kere. Sıradan bir insanla çiftleşme sansım yok. Denemediğimi sanmayın sakın. Defalarca kez denedim kendime uygun bir eş seçmeyi. Ama onlar ölümlü yaşamın armağanına kavuşup beni yalnız bıraktılar, zaten yaşarken de pek beni anlayabilmiş değillerdi.&lt;br /&gt;Bunu neden size anlatıyorum merak ediyorsunuz değil mi? Yaşamım süresince beynimi istediğim gibi kullanmamın da verdiği destekle sizin teknolojinizin defalarca kez üstünde bir teknolojinin mimarı oldum. Ve bu geliştirdiklerimden bazılarını sizinle paylaşmak istiyorum. Bunu sizin iyiliğiniz için yaptığım kanısına kapılmayın sakın, dünyaya yaptıklarınız için sahip oldunuz bu olanağa. Aslında şuan 1 saat de olsa sizin gibi vahşice düşünebilmek isterdim. Hepinizi hissedebiliyorum nasıl olsa bir milyarınızı şuracıkta öldürüversem dünya ne kadar da rahatlar. Hatta hepinizi öldüreyim, şimdiye kadar öldürdüklerimin yüzde biri bile etmez, pişmanlık dahi duymam bu eylemden. &lt;br /&gt;Ama sizi suçlamamalıyım dünyaya yaptıklarınız için, onu benim gibi anlamıyorsunuz ki, acısını göremiyorsunuz. Suçlanması gereken benim en nihayetinde, bildiklerimi bunca yıl sizinle paylaşmaktan çekindim. Lakin size öğreteceklerimi birbiriniz aleyhine kullanmayacağınızı nereden bilebilirim ki?&lt;br /&gt;Aydınlanacağınızı umuyorum, benim aydınlandığım gibi. Bana sonsuz yaşam lanetiyle, mükemmel düşünme lütfünü kim bağışladı bilmiyorum. Ama bir umut görüyorum sizde, bunca zaman sonra ufak bir kıvılcım. Belki anlarsınız neler hissettiğimi. Dünyanıza hak ettiği ilgiyi gösterirsiniz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, başka sorusu olan?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7921231136499969733-3705019872085934681?l=hayalingucu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayalingucu.blogspot.com/feeds/3705019872085934681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/2010/01/sonsuz-yasam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default/3705019872085934681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default/3705019872085934681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/2010/01/sonsuz-yasam.html' title='Sonsuz yaşam'/><author><name>JeepeRs</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05041152300076372201</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_UIfoHmwmFiM/S1jeYdAwzuI/AAAAAAAAADg/iddcnCdXp5c/S220/Hnd+166.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7921231136499969733.post-7371368244238589396</id><published>2010-01-11T14:51:00.003+02:00</published><updated>2010-01-13T14:45:55.960+02:00</updated><title type='text'>Sonsuz Evrenler</title><content type='html'>Kadere inanır mısınız?&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Peki sonsuz evrenler inanır mı?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Size sonsuz sayıda evrenin olduğunu söylesem, ne düşünürsünüz acaba? Kavrayabilir misiniz ne demek istediğimi? Şöyle ki, hayatımızın bir çok döneminde, yaşamımızı etkileyen kararlar vermemiz gerekir. Örneğin , A üniversitesine ya da B üniversitesine gitmek. C ile çıkmaya başlamak ya da başlamamak. Yolda yürürken D ile karşılaşmak ya da karşılaşmamak. E ye giderken F yolunu yada G yolunu kullanmak. G yolundan giderken, sonradan E ye gitmekten vazgeçip H ye gitmeye karar vermek.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Ne çok karar vermemiz gerekiyor değil mi? Yukarıdakiler vermek zorunda olduğumuz kararların sadece çok küçük bir kısmı. Bazen bizi farklı şekilde etkileyecek iki seçenek arasında kaldığımızda, hangisini seçeceğimizi düşünmeyiz bile.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu kadar çok karar vermemiz gerekirken, bize göre bazı kararlar önemli bazı kararlar önemsizdir. Ama evren buna öyle bakmaz. Evren'e göre her kararın, kişinin hayatını etkilemede eşit şansı vardır. Yukarıda verdiğim örnekte, yolda yürürken D ile karşılaşma olasılığımız var değil mi? Belki de D hiç tanımadığımız biri, belki de hapisten yeni çıktı ve psikolojisi bozuk. Belki de bizi öldürecek. Tabi öldürmek yada öldürmemek D nin kararını vereceği bir eylem. Yani evrende verilen tüm kararlar bize bağlı değil, tüm canlı varlıkların kararları birbirini etkiler durumda.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi burada düşünmeye başlayalım. A üniversitesi ile B üniversitesi arasında karar vermek zorundayız. Hangi kararın doğru karar olduğunu nerden bileceğiz? Hangisinin hayatımızı daha iyi etkileyeceğini kim söyleyecek bize? Ya ikisini birden seçme sansımız olsa, ne güzel olurdu değil mi?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Burada saçmalamaya başladığımı düşünüyorsunuz, eğer sadece bir tane evren olsa siz haklısınız. Ama ya birden çok evren varsa, o zaman kim haklı. X evreninde yaşayan biz, X1 evreninde A üniversitesine gitmeyi seçsek, bu karar verme aşamasında B üniversitesine gitme olasılığımız da, X1 evreninin bire bir kopyası olan X2 evreninde gerçekleşse. Bundan sonra X1 ile X2 evreninin bire bir kopya olamayacağı aşikar. Yani şu durumda ilk yaşadığımız X evreni kaybolmuş, ya da X1 ve ya X2 evreninden birine dönüşmüştür. Dolayısıyla X1 ya da X2 evreninden biri ya da ikisi birden, karar verme aşaması sonrasında oluşmuştur. Eskiden bir evrenimiz varken şimdi nurtopu gibi iki tane evrenimiz oldu. Ne mutlu bize.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Burada anlamamız gereken, bize önemli ya da önemsiz görünen karar verme aşamalarının evren doğasında birbirinin aynı olasılığa sahip olduğu. Dünyada ki canlık varlık sayısını gözünüzün önüne getirin, bakın burda bilinçli demiyorum. Yani sadece biz insanların değil diğer canlıların kararlarına da evren aynı gözle bakar. Ne kadar çok canlı oldu değil mi? Ki şimdilik evrende bizden başka yaşam olan gezegen olup olmadığını bilmiyoruz. Bunca canlını vermek durumunda olduğu kararların bebek evrenlerin doğmasına yol açtığı göz önüne alınırsa, sonsuz sayıda evrenin olduğu ve her an sonsuza yakın sayıda evrenin oluştuğu gayet net bir şekilde görülebilir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7921231136499969733-7371368244238589396?l=hayalingucu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayalingucu.blogspot.com/feeds/7371368244238589396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/2010/01/paralel-evrenler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default/7371368244238589396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default/7371368244238589396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/2010/01/paralel-evrenler.html' title='Sonsuz Evrenler'/><author><name>JeepeRs</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05041152300076372201</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_UIfoHmwmFiM/S1jeYdAwzuI/AAAAAAAAADg/iddcnCdXp5c/S220/Hnd+166.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7921231136499969733.post-9045137111839097011</id><published>2010-01-11T14:02:00.001+02:00</published><updated>2010-03-28T23:39:15.591+03:00</updated><title type='text'>Başlarken...</title><content type='html'>Kaç yıldır internet aleminin içinde olmama rağmen, blog olayına yeni adım atmış bulunmaktayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://yazanbiyazar.blogspot.com/"&gt;Buradan&lt;/a&gt; normal insanlar için yazdığım bloga ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blogu, birileri okusun diye yazmıyorum bunu açıkça belirteyim. Uzun yıllardır süregelen gerek bilim kurgu gerek fantastik kurgu olsun, hayal gücünü meşgul edecek edebiyat türlerine olan ilgim ve fiziği sevmem dolayısıyla kendime göre hayal gücü geniş biri oldum. Yani hayal kurmayı çok severim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogun isminden de anlaşılacağı üzere, burada kafamdan geçen düşünceleri paylaşacağım. Sayın okuyucu bunu sizin için YAPMIYORUM. Kendim için oluşturdum bu blogu. Kafamda kurguladığım öykülerin küçük parçalarını buraya yazıyorum ki, daha sonra birleştirmek istediğimde elimde hazır taslak bulunsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşbu blogu okuyan kişi yukarıda belirttiklerimi kabul etmiş sayılır. Benden söylemesi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7921231136499969733-9045137111839097011?l=hayalingucu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hayalingucu.blogspot.com/feeds/9045137111839097011/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/2010/01/baslarken.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default/9045137111839097011'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7921231136499969733/posts/default/9045137111839097011'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hayalingucu.blogspot.com/2010/01/baslarken.html' title='Başlarken...'/><author><name>JeepeRs</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05041152300076372201</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/_UIfoHmwmFiM/S1jeYdAwzuI/AAAAAAAAADg/iddcnCdXp5c/S220/Hnd+166.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
